Kobra etkisi

Süregelen bir problemin çözümü için yapılan müdahalenin, problemi daha da içinden çıkılmaz hale getirmesi durumu bu duruma kobra etkisi deniliyormuş. Kobra etkisi muhakkak başınıza gelmiştir şahsen ben sıklıkla yaşıyorum. Bununla ilgili çok güzel de bir hikaye var. İngilizler Hindistan’da egemenliği ele geçirirler ama çok büyük bir sorun baş gösterir. O dönemde Hindistan’da çok fazla Kobra yılanı vardır ve İngiliz askerleri kobra yılanlarından nasıl korunacağını bilemedikleri için büyük zayiat vermeye başlarlar. Bunun üzerine İngiliz Hükümetinin aklına dahiyane bir fikir gelir. Her bir kobra yılanını ölü getirene bir sterlin ödül vereceğini duyurur. Bunun üzerine halk kobra yılanlarını öldürmeye ve öldürdükçe sterlinleri toplamaya başlarlar. Kampanya çok büyük başarıya ulaşır, ölümler oldukça azalır, ancak İngilizlerden daha dahiyane fikir Hintlilerin aklına gelir ve Kobra yılanı üretim çiftlikleri kurmaya başlarlar. Sonra da bu çiftliklerdeki yılanları öldürüp İngiliz Hükümetinden sterlinleri toplamaya başlarlar. Artık öyle bir zaman gelir ki, İngiliz Hükümeti düşündüğünden çok daha fazla sterlin ödemeye başlamıştır. Bunun üzerine İngiliz Hükümeti kampanyayı durdurur ve artık kobra yılanlarına ödeme yapmayı durdurur. Buna kızan halk, bu sefer kurmuş oldukları çiftliklerdeki Kobra Yılanlarını serbest bırakır ve ilkinden çok daha kötü sonuçlar doğurur. Bu olaydan sonra bu tür sonuçlar doğuran olayların genel adına kobra etkisi denilmeye başlanmış. Bunu hayatımızda sürekli yaşıyoruz değil mi, bir şeyleri düzeltmeye çalıştığımızı düşünürken, bazen daha da karmaşık hale getiriyoruz. Sizinde yaşadığınız buna benzer olaylar varsa buradan bizlere anlatabilirsiniz mesela benim ilk aklıma kendi yaşadığım bir olay geldi. Yıllar önce özgürlüğümü yaşamak için ayrıldığım şehirde aşırı samimiyet var ve kaldıramıyorum beni kimsenin tanımadığı bir yere gideyim diye ayrılmıştım ama maalesef gittiğim her yerde ilk yaşadığım şehrin o küçük şehrimin sıcaklığını aradım. İnsanlarla daha özgür olayım derken aslında daha yoz bir toplumda bulmuştum kendimi. Bu sanırım küçük şehirlerde Bartın, Amasya, Bolu gibi şehirlerde yaşayan travestilerin sorun sandığı aslında harika bir durum olan sorunsuzluk. Bu yazıyı duvarınıza bir yere not edin aklınızda bulunsun kobra etkisi altında kalmamanız dileğiyle hoşça kalın İclal.

 

Telepatiğim

Bazen düşündüğünüz bir şey aniden oluverir. Siz bunun sadece bir tesadüf olduğuna inanmak istersiniz. Oysa insanın çok özel bir yeteneği var ve bunu nasıl kullanacağımızı henüz keşfetmedik. Aramızda bunu başaranlar olsa da çoğumuz ne zaman telepatik yeteneğimizin ortaya çıkacağını bilmiyoruz. Mırıldandığınız şarkı radyoda çalınmaya başlarsa, aklınıza gelen kişiyle yolda karşılaşırsanız ya da canınızın çektiği meyveyi arkadaşınız getiriyorsa siz bir telepatsınız demektir. . Zihnimizi gevşettiğimiz ve düşünmekten vazgeçtiğimiz sırada pasif duruma geçiyor ve dışarıdaki düşünce dalgalarını yakalayabiliyoruz. Fakat bunların kendimize ait olup olmadığını pek tabii anlayamıyoruz. Ve tabii ki, bütün yetenekler gibi telepati de çalışmalar sonucu geliştirilebilir. İşte size çok eğlenceli ve geliştirici bir telepati oyunu; Suçlu kim? Biz bu oyunu Bodrum travestileri ile bir yaz tatilinde oynamış ve çok eğlenmiştik. Bir yere not edin ve siz de oynayın.Grup halinde oynanacak bu oyun hem eğlenceli hem de telepati yeteneğini geliştirici. Hemen her yaş grubundan herkes sınırsız sayıda katılabilir. Katılım oranı ne kadar yüksek olursa, o derece eğlenceli ve geliştirici olacaktır. Oyuna katılan kişilerin sayısı kadar kağıt hazırlanır. Bu kağıtların rengi ve ebadı aynı olmalıdır. Ayrıca not almak için önünüzde başka kağıtlar bulundurmalısınız. Sonra bu kağıtlardan birinin üzerine “Tanık” bir başka kağıdın üzerine de “Suçlu2 yazılır. Kağıtların hepsi dikkatle katlanır ve bir çanağın ya da torbanın içine konulup karıştırılır. Oyuncular teker teker torbanın içinden birer kağıt çekerler ve diğer oyunculara göstermeden bakıp üzerine kendi adlarını yazarlar.Tanık kağıdını çekmiş olan kişi bunu diğer arkadaşlarına gösterir. Geriye suçlu kağıdı kalmıştır. Suçlu kağıdını çeken de kimseye bir şey belli etmez ve o da kağıdın üzerine adını yazar. Sonra herkes elindeki kağıdı katlar ve tanığa verir. Tanık kağıtlara tek tek bakar ve suçlunun adını okuduktan sonra kağıtların hepsini tekrar torbaya atar. Sonra sırtını iskemleye yaslayıp gözlerini kapatır ve gevşemeye çalışır. Daha sonra suçlunun adını zihninin içinde ritmik biçimde tekrarlamaya başlar. Aynı zamanda suçlunun adını harf harf zihninin içinde ışıklı olarak yazmaya çalışır. (Kişinin imajinasyon yeteneği zayıfsa, yani zihninde resim olarak göremiyorsa, o zaman ritmik olarak adı tekrarlaması yeterlidir. Tabii bu arada başka hiçbir şey düşünmemesi gerekir.)Oyuna katılmış olan diğer oyuncular da aynı şekilde gevşemeye çalışırlar. Hem bedenlerini, hem de zihinlerini gevşetirler ve zihinlerinde belirecek olan adı beklemeye başlarlar. Sonra herkes önündeki boş kağıda belirlediği adı yazar. Tanık herkese tek tek suçlunun adını sorar. Doğru cevabı verenlere bir puan verilir. Daha sonra oyun tanık kağıdı konulmadan yeni kağıtlarla devam edilir. Boş kağıtların arasında sadece “suçlu2 kağıdı vardır. Tanık olma sırası önceki tanığın yanındaki kişiye geçer. Ve böylece herkes bir kez tanık olmak suretiyle oyuna devam edilir. Herkes tanık olduktan sonra puanlar sayılır ve en yüksek puanı alan kazanır.

Bu kadar basit deneyin sevgiler İclal.

D vitamini

 Malum kış aylarındayız ve sürekli hasta oluyoruz. Oysa öyle bir vitamin var ki kışın hasta olmanızın önüne kalkan gibi dikiliyor.D vitamini basit bir vitamin olmayıp, her yaş gurubunda önemli görevleri olan bir vitamin. D vitamini kalsiyumun kemiklerde tutulmasını, kemiğin olgunlaşmasını ve güçlenmesini sağlıyor. D vitamini kalsiyum ve fosforun emilimi için de gerekli. Ayrıca bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve bazı hormonların üretilmesinde de görev alıyor. Solunum sisteminde bazı koruyucu maddelerin üretimini artırarak, akciğer ile solunum yolu enfeksiyonlarına karşı koruyucu etki oluşturuyor. D vitamini eksikliğinde kemik ve kas ağrıları, yürüme merdiven çıkma gibi aktivelerde güçsüzlük ile çabuk yorulma sorunları ortaya çıkıyor. Yetişkinlerin günde 400-800  IU D vitamini gereksinimi var. D vitamini balık, balık yağı, süt ve süt ürünleri, yumurta sarısı ve tereyağı gibi besinlerde bulunuyor. D vitamini içeren besinlerde D vitamini etkin halde bulunmuyor, önce karaciğer sonra böbrek tarafından iki aşamada aktif hale dönüşüyor. Ancak beslenmeyle D vitamini gereksinimini karşılamak oldukça zor. Kış döneminde güneşi yeteri kadar görmek mümkün olmadığı ve güneş ışınlarının açısı uygun olmadığı için D vitamini oluşumu yetersiz kalıyor. Yaz mevsiminde günde 20 – 30 dakika güneş ışığı almak D vitamini sentezi için yeterli geliyor. Yaz ayları süresince bu süre ve sıklıkta güneşlenmek genellikle altı aylık D vitamini gereksinimini karşılayabiliyor. Özellikle güneş etkisinin azaldığı sonbahar ve kış aylarında, güneşten maksimum faydalanmak için güneşli havalarda cilde koruyucu kullanmadan en az 30 dakika güneşlenmekte fayda var. Bu konuda Akdeniz ve Ege travestileri oldukça şanslı çünkü istanbul travestilerine göre Bodrum, izmir travestileri daha fazla güneş görme şansına sahip. D vitamininin fazla alınması kan kalsiyum seviyesini arttırarak, bulantı, kabızlık, kalp ritim problemleri, böbrek taşı oluşumu gibi durumlara neden olabiliyor. Bu nedenle ölçüm yapılmadan gereksiz miktarda takviye edilmesi önerilmiyor. Aman sakın fazla vitamin alayım hasta olmayayım diye doktora danışmadan vitamin yüklemesi yapmayın. D Vitamininin 150 ng/ml değerinden fazla olması aşırı doz alımını, 30 ng/ml den düşük olması da eksikliğini gösteriyor. Sağlıklı günler dilerim travesti İclal.

Umursamamak erdemdir

Hatalar ve yanlışlar asla yakamızı bırakmazlar. Buna ragmen karşı tarafın hataları hep gözümüze batar sanki kendimiz sütten çıkmış ak kaşığız da başkalarının hatalarını büyütürüz.

Eğer kendinizi bir başkasının davranışına tepki verirken bulursanız, yapacağınız ilk şey bu kişinin yedi yaşında olduğunu düşlemek olsun. Trafikte size yumruğunu sallayan adam, gerçekte onunla ilgilenmek için zamanı olmayan bir babaya sahip küçük bir çocuktan daha fazlası değildir. Umursamamak, geçip gidebilmek bir erdemdir ve inanın pek çok insan daha bu erdeme ulaşmayı becerememiş veya hayatı boyunca nirvanaya ulaşamayacaktır. Oysa siz biliyorsunuz onlarla başa çıkmanın bir yolu yok mesela Alanya travestilerinden Damla, sokakta yere tüküren adama doğruyu gösterdin hatta oturup uzun uzun yaptığının saygısızlık olduğunu anlattın sonuç ne oldu. Adam seninle konuştuktan iki dakika sonra çimenlere tükürmeye devam etti. Anlatmak istediğim şu bazı insanların maalesef doğuştan anlamamak gibi bir özelliği var ve onlara yapılacak en iyi davranış görmezden ve duymazdan gelmek.

Eğer, incinme ve acıyı görmek için kendinize zaman ayırırsanız, sevecenlik duyumsamak ve gününüze devam etmek sizin için kolaylaşır. Dünyada kanser hastalığının neden hep duyarlı insanları bulduğunu hiç düşündünüz mü çünkü onlar umursamamayı beceremiyor ve hep kendi içlerinde muhasebe yaparak ama doğrusu böyle olmalı diyerek savaşıyorlar. Boş ver doğrunun ne olduğunu sen biliyorsan yeter bırak başkaları da bilmesin. Doktorlar kansere çare bulamadı ama ben travesti İclal olarak size çareyi söyleyeyim. Umursamamak, umursamamak ve yine umursamamak.

Çare bulunamadı yalanlarına benim karnım tok. Sizin de öyle olsun önce kendinizi düşünün. Kabullenmemenin, sağlıklı hücrelerin değişime uğramasına neden olduğu düşüncesi öteki açıklamalar kadar olası gözükmektedir. Kabullenmenin kendi içinizde, hücrelerinizde çınladığını duyumsarsınız. Kabullenin olsun bitsin. Sen hiçbir aslanın geyiğe saldırıp onu yemesini sorguluyor musun? O zaman insanları da sorgulama herkes istediğini söyleyip istediği gibi düşünsün sen sen ol kimseyi kafana fazla takma. Bırak aksın nehir nasıl olsa su her zaman yolunu bulacaktır. Çok yakın bir zamanda vay be travesti İclal haklıymış diyeceksin ama o güne kadar da üzüldüğünle kalacaksın. Bırak artık gamı kederi hayatını yaşa. Sevgiler saygılar dostlarım.

Hayatınızı etkileyen olaylar

Hayatınız hiç ummadığınız bir anda öyle bir değişir ki bazen siz bile bu değişime bir anlam veremezsiniz.

Bazen birileri hayatınıza girer ve onların orada olmalarının, sizin bazı amaçlarınıza hizmet etmeleri, size ders vermeleri veya kim olduğunuz ya da kim olmak istediğiniz konusunda size yardım etmeleri demek olduğunu kesinlikle bilirsiniz. Aslında bu kişi sizin hayatınızın tam olarak neresine dahil olmuştur ve sizi hangi yönde etkileyecektir bilmezsiniz ama işte birden bire gelişir her şey, başınıza gelen veya gelecek şeylerin acı ve katlanamayacak büyük olduğunu hissettiğinizde bile bunun altında bir hayır beklemeniz gerekir. Sabredin ve sonunun nereye varacağına odaklanın. Hastalık, yaralanma, aşk, gerçek mükemmelliğin kayıp anları ve aptallıklar, hepsi sizin ruhunuzun sınırlarını test etmek için vardır. Bu küçük testler olmaksızın, her ne olursa olsunlar, hayat hiçbir yere varamayan, pürüzsüzce asfaltlanmış düz, yavan bir yol gibi olurdu.

Örneğin acıkmadan tok olmanın değerinin anlaşılmayacağı gibi derde düşmeden dertsiz geçirdiğiniz günlerin kıymetini bilemezsiniz. O yüzden karamsar olmayın hani ne derler her gecenin bir sabahı mutlaka vardır. Tanıştığınız, hayatınızı etkileyen insanlar, tecrübe ettiğiniz başarı ve çöküşler, kim olduğunuzu ve kim olacağınızı bulmanıza yardımcı olurlar. Kötü tecrübelerden bile bir şeyler öğrenilebilir. Aslında, bazen onlar en önemlileridir. Benim hayatımı değiştiren kişi İstanbul travestilerinden bir ablam olmuştu. Başım en çok sıkıştığında yanında kendimi huzurlu ve güvenli hissettiğim bu ablam sayesinde kötü şeylere de gülüp geçmeyi öğrenmiştim. Mutlaka sizin hayatınızda da böyle birileri olmuştur. Bazen hayatınızı alt üst edenler bazense tamamen iyi yönde değiştirenler her zaman olacaktır. Ve eğer bu hayatta birilerini severseniz bunu onlara söyleyin; çünkü yarının neler sakladığını asla bilemezsiniz. Yaşadığınız her günden hayata dair bir ders alın! Bugün; dün için endişelendiğiniz yarındır.

Hayatınız kökten değiştiren olayları aklınızdan bir film şeridi gibi geçirdiğinizde neresinde bu ellerin size değdiğini fark edeceksiniz. O anı yaşarken görmediğiniz detaylar gözünüzde canlanırken işte gerçek yardımcılarınızı ya da şeytanlarınızı göreceksiniz. Hangi pencereden baktığınızla ilgilidir bu olaylar ve siz her zaman gidişata yön verebilirsiniz. Hoşcakalın.

İntikam için

Sinsice bekleyip, sizi terk eden adamın hayatını alt üst etmek sizden ayrıldığına pişman etmek istiyorsunuz. Ah keşke derilerini yüzüp, aç köpeklerin önüne atabilseniz ama maalesef bunlar çok fazla şiddet gerektiriyor ve siz normalde şiddete karşısınız. İlk akla gelen her ne kadar, derisini kör bıçakla yüzmek, cesedini gömüp, arsanın üstüne yüzme havuzlu site yapmak; gözlerini oyup, bayramda anasına babasına yollamak; saatlerce tokatlamak, iç organlarını ellerinle çekip atmak olsa da bunları yapamayacağımızı biliyoruz. O nedenle bu şıkkı geçip ikinci aşamaya geçmelisiniz. Sakın siz de Ankara travestilerinden Ayda gibi hemencecik köprüleri yakmayın. Azıcık bekleyin üzerinden soğuk bir su için. Nedir öyle onun sevmediği şeyleri yaparak ondan intikam almaya çalışmak sonuçta sırf bir adamdan intikam alacağım diye kendi hayatınızı mahvediyorsunuz. Sinsice bir adamın hayatını karartmak için beklemek biraz hastalıklı gibi duruyor sizce de öyle değil mi? Tecrübelerimi de işin içine katarak söylemek isterim ki, bu his ve hırs senden başkasına zarar vermiyor. Zamanında neler yapmadım. Ne oldu adam hala mutlu sen umurunda bile değilsin. Anla artık o seni umursamıyor ama sen onun sevmediği insanlarla onu gıcık etmek için takılırken o hayatını yaşadı ya sen hala onun bıraktığı yerde kaldın.

Zamanında adamı öve öve bitiremedim,  bütün travesti arkadaşların onunla birlikte olma hayali kurdu ve hop senden ayrılınca sıraya girenler sayesinde o mutlu sen ise hala intikam için yanıp tutuşuyorsun. Olmadı şimdi canım benim bak kendine ne kadar çok zarar verdin. Seni sevmeyen birinden intikam alsan ne olur, almasan ne olur boş ver yürü be güzelim artık hayatı biraz da kendin için yaşa intikam için yaşayanların sonu hiç iyi değil. Yaptığın her hareket ona sivri sinek vızıltısı gibi gelecek canını sıkacak ama üzerine bir terlik vurup hayatı yaşamaya devam edecek. Değil canını acıtmak, ne bileyim pişman olmasını sağlamak tam tersi, senden boğulacak.

Diyelim ki yaptığın kötülükler ettiğin beddualar tuttu adam mutsuz oldu. Şimdi aklına seni getirip ay bu kızcağızı üzmeseydim bunlar olmayacaktı mı diyecek. Öyle sanıyorsan yanılıyorsun inan sen umurunda bile olmayacaksın. O mutsuz sen mutsuz ama bir araya asla gelemeyecek iki kişi eline hiçbir şey geçmeyecek. Boş ver güzel arkadaşım yürü yolunda git. İntikam kime mutluluk vermiş ki zaten. Sevgiyle kalın.

Aşkta ve barışta

Başlı okur okumaz ne demek aşk ve barış diye düşündüğünüzü görür gibi oluyorum. Aşk bazen bir şavaş halidir benim gözümde, kendisiyle savaşan bir kadının bağlanmaktan korkan bir erkeğe karşı verdiği savaş.

Kadınların doğru aşkı doğru zamandan bulması sanıldığı kadar kolay bir süreç değildir. Toplumda her zaman seçilmiş olan kadın kendisi seçmeye kalktığında ya yanlış anlaşılır ya da hafif kadın damgası yer. Sanki biz kadınlar sevmek gibi bir duygudan yoksunmuşuz ve bizi seçecek olan erkeği sevmeye her zaman hazırmışız gibi bir algı vardır ve benim savaşım hep bu algıyı kırmak üzere verilmiştir.

Bazen yanlış yerde yanlış insana değer vermiş olsam da kendi adımlarımla aşkta ilerlemek pişman olmamı engellemiştir. Hata sadece insanlar için yaratılmıştır ve hata yapmaktan korkan insanların doğruyu bulması  beklenemez. Manisa’da oturduğum yıllarda aynı evi paylaştığım travesti bir arkadaşımın erkeklerden yakınması bugün gibi aklımdayken, bu seçimi siz erkeklere bırakmaya hiç niyetim yok. Kendim ettim kendim buldum türküsünü söyletecek de olsanız, yanlış adamlardan sonra bir doğruyu bulmaya çalışmaya devam edeceğim. Bu hayatta her zaman 3 yanlış bir doğru götürmüyordur. Üç yanlışın bir doğru ettiği güne kadar aşkta ve barışta olacak benim savaşım.

Kadnların aşık olmak için erkekler kadar çok seçme şansı yoktur. Örneğin sabahtan akşama kadar çalışan bir kadının aşık olmak için seçtiği ilk erkek karizmatik ve etrafa emirler yağdıran patronu olacaktır. Patron seçilmiş olmanın verdiği artı puanla sürekli hatalar yaparken kadının yanlış aşkı kendiyle savaşa dönecek ve sonunda zaten evli olan patron, işe yeni aldığı çıtırla basılacaktır. Tabi bu yazımda namuslu patronları tenzih etmek gerekir. Lütfen onlar üstlerine alınmasınlar bu bir genelleme yazısı değildir.Seçmek için can atan biz kadınların yeni ergenlik döneminde ilk aşkları hep en yakın kız arkadaşlarının aşkları olacaktır. Çünkü o yıllarda bütün hayatı en yakın arkadaşı ve onun erkek arkadaşı etrafında geçmektedir. Kadınların aşık olmak için kendilerinden uzak erkek seçtiği yer ise internet ortamı yani sanal ortam olabilir. Sanal ortamda bir kez bile yan yana gelmediği bir erkeğe aşk besleyen kadın uzun süre karşı tarafın kötü yanlarını göremeyeceğinden bu uzaktan ilişkinin ömrü diğerlerine göre uzun süreli olsa da bir yerde yine hüsrana uğramakla burun buruna gelinecektir.

Hüsrana uğradık diye hemen vazgeçecek değiliz tabi aşka dört elle sarılıp, savaşta ve barışta yaşamayı öğreneceğiz. Sevgiyle kalın.

 

Merkeze yakın oturmak

Şehir merkezi içinde bir evde oturuyorsanız çat kapı misafire alışkın olmanız gerekir.  Akşam gezmeye çıkan, canı sıkılan, eve dönmek için fazla alkollü olan, aşk acısı çektiği için dertleşmek isteyen bütün tanıdıkların saate aldırmadan kapında bitiverirler.

Yıllarca şehir merkezinde bir evde oturunca yazdığım her şeyi dibine kadar yaşadığımı söyleyebilirim. Bir gün arkama dönüp baktığımda kendi özel hayatımın güme gittiğini anladığımda, kira olarak verdiğim parayla biraz şehirden uzak bir yerde çok daha ucuza ev bulabileceğimi ve kafa olarak da biraz dinleneceğimi düşündüm.

Bu kararın arkasında istediğim gibi bir evi bir emlak sitesinden bulup taşınma hazırlıklarına başladım. İstanbul travestilerinden birkaç arkadaşın yardımıyla eşyaları toplayıp, nakliye firmasına taşıtırken ilk şoku yaşadım. Nakliye firması benim anlaştığım adamlar yerine nerede çömez işçi var bana göndermişti ve maalesef eşyalarımın büyük bir kısmı kırılma ve çizilme tehlikesi atlatarak yeni evde kendilerine bir köşe buldular. Aman neyse en azından gürültülü bir şehir hayatından kurtulmuştum ya da bana öyle geliyordu. Taşındığım ev bahçe katıydı ve sürekli olarak eve giren böceklerle bir süre birlikte yaşamak zorunda kaldım. Bütün binayı ilaçlatmak için dünya kadar para harcadıktan sonra bu sefer komşuların meraklı gözleri altında evimin balkonuna dahi çıkamaz oldum. Ben zaten bahçe katını evimde yaşayan sevimli dostlarım işçin tercih etmiştim ama onların bu binaya ve insanlara alışması imkansız görünüyordu. Bahçe de havlayan köpek yüzünden sürekli dır dır eden üst komşum. Kedilerimin mama kapı ayağına dolandığını için gece yarısı kapıma dayanan yan komşu, bu kadar hassa insan sanki özel seçilmiş gibi benim yaşadığım binaya doluşmuştu ve ben şehir merkezinde yaşadığım gürültülü hayatı şimdiden özlemiştim.

Üstelik bakkala markete gitmek için araba kullanmak zorunda kalmıyordum. Şimdi oturduğum evde gece yarısı bir şey lazım olsa, arabaya binip en az kırk kilometre yol gitmek aradığınızı bulmak ve bir o kadar yolu da geri dönmek lazım. Ama canımı sıkan meraklı komşularım olması değil hayvanlarımın ve onların mamalarından yemek için gelen sokak hayvanlarına yapılan kötü muamale oldu. Benim hayvan sevgisinden yoksun yeni komşularım dışarıdan gelen hayvanları bahçeye sokmak istemeyip beni mahkemeye vermekle tehdit ettiler. Mama ve su kaplarını çöpe attılar. Onlar attı ben yenisini alıp koydum ve böyle geçen üç yıl sonunda kendimi sevdirmeyi başaramadım ama hayvanlara daha insaflı davranılmasını sağladım. Şehir merkezinde bir ev bulur bulmaz yeniden taşınmayı düşünüyorum. Hoşcakalın.

Hepimiz elmasız

Ne zaman üzgün ve mutsuz bir kadın görsem aklıma hep aynı şey gelir. Neden ve niçin bu kadar çok üzülüyoruz. Hassa yaratılmış olmamız, başkalarına değer vermemiz mi neden?

Yoksa verdiğimiz değerin yarısını bile karşımızdaki insanlardan göremememiz mi? Nedeni ne olursa olsun kadınlar olarak hepimiz değerliyiz. Başkalarının mutluluğu için çırpındığımız kadar kendi mutluluğumuz için uğraşsaydık belki bugün bu hallere düşmezdik. Bırakalım artık bu karşı taraf için yaşama çılgınlığını ve kendi değerimizi görmeye bakalım. Yıllarca etrafındaki insanlara iyi görünmek için çabalayan Antalya travestilerinden bir travesti arkadaşım işe geç uyanmış ama hiç uyanmamasından iyidir..Bizler yani kadınlar öylesine değerli bir madeniz ki, ne çamura batmak ne de yıpranmak değerimizden düşürebilir. Hepimiz elmasız ve siler tozumuzu parlatırız kendimizi.

Ah şu vicdanlarımız yok mu? Bize hep aman onları da düşün dedirten ne yapıyorsak onun rahatı ve huzuru için yapıyoruz. Ben yıpranayım, üzüleyim yeter ki vicdanım rahat olsun anlayışı yüzünden her zaman hafife alınmaya değersiz görülmeye alıştık.

Şimdi artık silkelenmek bende varım deme zamanı gelmiştir. Size vicdanlarınızı çöpe atın demiyorum ama lütfen insanlara hak ettiğinde fazla değer verip şımartmayın. Korkak, tedirgin başkalarından beğeni bekleyen hallerinizi atın, geçin aynanın karşısına ve dünyanın en güçlü en değerli şeyine yani kendinize bakın. Dünyanın sizin etrafınızda döndüğüne inanın. Siz inanmazsanız başka kimseyi de inandıramazsınız.

Elalem ne der? Ben bu kadar duyarsız olamam, sorumlulukların var sözlerini duymak bile istemiyorum. Atıldığınız o tozlu raflardan çıkın alın elinize bir mendil tozunuzu silin, pasınız varsa ovun ama ne olur hak ettiğiniz parlaklığa kavuşun. Özgüveni yerinde olan bir kadını durdurmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Ama her şey siz de bitiyor. Gerçekten kendiniz olarak değer görmek, önemli olmak istiyor musunuz? Gerekirse bir yaşam koçundan destek de alabilirsiniz gerçi ben buna ihtiyaç duyacağınızı bile zannetmiyorum çünkü gereken kudret biz kadınların içinde, derinlerde bir yerde sadece keşfedilmeyi bekliyor. Hadi bakalım önce kendi içimizde bir keşfe çıkalım sonrasına yolda bakarız. Saygı görmek ve elmas gibi parlamak ihtiyacımız olan sadece bu kadar. Sevgiyle kalın.

 

 

Moda uğruna rezil olmak

Zamanın moda trendleri sizin hoşunuza gidiyor mu bilmem, benim fikrim bu insanların üşütmüş olduklarıdır. Altmışların moda trendinde saç modelleri, elbiseler bir harikaydı ama iş yetmişlere gelince zıvanadan çıktı. Hatırlayanlar bilir, hani şu kırlangıç yaka gömlekler, İspanyol paça pantolonların moda olduğu zevksizlik abidesi yıllar, şimdi yine o modayı getirmeye çalışıyorlar sanırım.

Hafta sonu kendime mevsimlik bir iki kıyafet  alayım diye çarşıya çıktım. Baktım pantolonlar hep İspanyol paça, yok mu bunların normali dedim yokmuş. Anlayacağınız ya taytla gezeceksin ya da bu bol paça pantolonlarla seçim sizin. Eskisi gibi mahalle terzileri de kalmadı ki bir iki elbise diktirelim üstümüze, oysa benim bir terzim vardı. Rahmetli oldu geçenlerde, ne istediğimi hemen anlar, bir haftada dikip teslim ederdi. O günleri özler olduk şu moda çılgınlığında, gerçi ben ne zaman böyle söylensem, İstanbul travestilerinden Ayda, gel seni benim modacıma götüreyim diyor ama bir türlü fırsat bulamadım. En iyisi yakın zamanda bir vakit ayırıp, bir de modacı elinden giyinmeyi denemek lazım.

Neyse gelelim benim bu yazıyı kaleme alış sebebime, çok ünlü bir moda dergisinin abonesiyim. Her ay dergi kapıma geldiğinde içindekiler hızlı bir göz atarım. Derginin daha ilk sayfasında gördüğüm moda ayakkabılar karşısında deyim yerindeyse dondum kaldım. Aman o da ne güzelim kıza giydirmişler toynak gibi ayakkabıyı garibim de güzel olduğunu sanıp gülüyor. Yok kardeşim bana hiçbir kuvvet böyle bir modayı takip ettiremez. Moda uğruna rezil olan çok gördüm de böylesini ilk defa görüyorum. Doksanlı yıların modasını hatırlayan var mı aranızda, galiba iyice yaşlandık onu da anlatayım size, kısa ve bol pantolon, üstüne rengarenk gömlekler ayakkabı yerine de iskarpin denilen bezden yapılma garip bir tasarım. Giymedim desem yalan olur çünkü moda olunca bir şey piyasada farklı bir ürün bulmak imkansız oluyor. Her mağaza sanki bedava dağıtılıyormuş gibi alıyor bunları. Haliyle siz de modanın isteksiz takipçileri oluveriyorsunuz. Sıkı durun son moda içinde her renğin bulunduğu mantolar çıkmış şimdilerde piyasaya, Aydın travestilerinden Sanat almış giydi geldi akşam yanımıza, gülmemek için kendimi zor tuttum. Ayol o da ne? Renk değiştirmiş bukalemun gibi geziyor ortalarda, yok arkadaş dedim ya ben moda uğruna rezil olmaya hiç meraklı değilim. O kendini moda ikonu sananlar çizdiklerini kendilerini giysin. Bana bulaşmasınlar ben kendime iyi bir tersi bulurum. Hoşcakalın